Sovyetler Birliği’ne ait Tu-16 Badger keşif uçağı, 1968 yılında Norveç Denizi’nde ABD Donanması’na ait USS Essex uçak gemisine yakın mesafeli keşif görevi sırasında son derece alçak irtifadan geçerken kanadının deniz yüzeyine temas etmesi sonucu düştü. Yüksek hızda gerçekleşen temasın ardından kontrolünü kaybeden uçak parçalanarak patlarken, yedi kişilik Sovyet mürettebatının tamamı yaşamını yitirdi.
Amerikalı denizciler tarafından kaydedilen olay, Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan yakın mesafeli askerî hava karşılaşmalarının taşıdığı riski ortaya koyan örneklerden biri oldu.
Tu-16 neden ABD uçak gemilerine yaklaşıyordu?
Sovyet uçaklarının Amerikan uçak gemisi gruplarına yakın uçuşları yalnızca güç gösterisi amacı taşımıyordu.
Soğuk Savaş döneminde uçak gemileri, ABD’nin askerî gücünün ve küresel ölçekte kuvvet yansıtma kapasitesinin önemli unsurları arasında bulunuyordu. Sovyetler Birliği bu nedenle Amerikan uçak gemisi gruplarının konumu, seyir yönü, hızı ve refakat eden unsurlarına ilişkin bilgi toplamaya önem veriyordu.
Sovyet keşif uçakları, Amerikan uçak gemilerinin uçuş faaliyetlerini, radar sistemlerini ve savunma düzenlerini izlemekle görevlendiriliyordu. Yakın geçişler aynı zamanda görüntü ve elektronik istihbarat elde edilmesine imkân sağlıyordu.
Bu uçuşlar, Sovyet uçaklarının Amerikan uçak gemisi gruplarını tespit edebildiğini ve onlara yaklaşabildiğini göstermesi bakımından caydırıcılık amacı da taşıyordu.
ABD tarafı da Sovyet uçaklarıyla yaşanan bu karşılaşmaları ekipman, uçuş yöntemleri ve operasyonel faaliyetleri gözlemlemek için kullanıyordu. Böylece karşılıklı temaslar istihbarat toplama, güç gösterisi ve psikolojik baskının iç içe geçtiği Soğuk Savaş faaliyetlerinin bir parçası haline geliyordu.
Tu-16 Badger nasıl bir uçaktı?
1950’lerde hizmete giren Tu-16 Badger, Sovyetler Birliği’nin önemli jet bombardıman uçaklarından biriydi.
Yaklaşık 30 metre uzunluğa ve 32 metre kanat açıklığına sahip olan uçağın maksimum kalkış ağırlığı yaklaşık 79 tondu. İki Mikulin AM-3 jet motoruyla donatılan Tu-16, saatte yaklaşık 1.000 kilometrenin üzerinde azami hıza ulaşabiliyordu.
Binlerce kilometrelik menzil için geliştirilen Tu-16, başlangıçta stratejik bombardıman görevleri için tasarlandı. Daha sonra farklı görevlerde kullanılmak üzere çok sayıda varyantı geliştirildi.
Tu-16 ailesi; nükleer saldırı, konvansiyonel bombardıman, deniz keşfi, elektronik istihbarat, elektronik harp, havadan yakıt ikmali ve gemisavar füze görevlerinde kullanılabilecek şekilde çeşitlendirildi.
Bu çok yönlü yapı, Tu-16’yı Sovyetler Birliği’nin Amerikan uçak gemisi gruplarını takip etmek için kullandığı önemli platformlardan biri haline getirdi.
USS Essex neden Norveç Denizi’ndeydi?
USS Essex, 1968 yılına gelindiğinde II. Dünya Savaşı dönemindeki saldırı uçak gemisi görevinden farklı bir rolde faaliyet gösteriyordu. Gemi, savaş sonrası dönemde CVS-9 adıyla denizaltı savunma uçak gemisine dönüştürülmüştü.
Essex ve beraberindeki gemilerin temel görevleri arasında, Sovyet denizaltılarının kuzeydeki üslerinden Atlantik Okyanusu’na doğru hareketlerini tespit etmek ve takip etmek bulunuyordu.
Norveç Denizi, bu nedenle Soğuk Savaş döneminde stratejik açıdan önemli bölgelerden biriydi. Sovyet deniz unsurlarının Atlantik’e çıkış güzergâhları NATO tarafından yakından izleniyordu.
USS Essex’in bölgede bulunması da Sovyet keşif faaliyetlerinin dikkatini çekti.
Son alçak geçiş facia ile sonuçlandı
Tu-16, USS Essex’e birkaç kez son derece alçak irtifadan yaklaştı. Uçağın, deniz yüzeyine çok yakın şekilde yaptığı geçişler yakın mesafeli keşif yapılmasına imkân sağlarken hata payını da son derece azaltıyordu.
Son yaklaşma sırasında Tu-16’nın kanat yatırdığı sırada uzun kanatlarından biri deniz yüzeyine temas etti.
Yüksek hızdaki temasın ardından uçak kontrolünü kaybetti. Tu-16 denize çarparak parçalandı ve patladı.
Uçakta bulunan yedi Sovyet mürettebatın tamamı hayatını kaybetti.
Alçak irtifada kanat yatırmak neden tehlikeli?
Uçak kanat yatırdığında kaldırma kuvvetinin tamamı dikey yönde oluşmaz. İrtifanın korunabilmesi için pilotun uçuş parametrelerini buna göre ayarlaması gerekir.
Çok alçak irtifada yapılan yüksek hızlı uçuşlarda ise küçük bir irtifa kaybı dahi ciddi sonuçlara yol açabilir.
Tu-16 olayında yüksek hız, deniz yüzeyine son derece yakın uçuş, dalga hareketleri ve su üzerinde irtifa değerlendirmesinin güçleşmesi riskin daha da artmasına neden oldu.
Kanadın suya temas etmesiyle meydana gelen yüksek enerjili çarpma, uçağın kontrolünün geri kazanılmasına imkân bırakmadı ve Tu-16 tamamen parçalandı.












